Browse > Home / Sedat Okumuş / Kötü arkadaş, kötüdür zehirli yılandan…

| Subcribe via RSS

Kötü arkadaş, kötüdür zehirli yılandan…

Şubat 5th, 2010 Posted in Sedat Okumuş

sedat-okumus

Sedat Okumuş / Köşe Yazısı

Hz. Mevlana’nın insanlara ders veren ibret dolu sözlerinden birini kullandım yazımın başlığında. Yazının içeriği mi? Onu da hep birlikte okuyalım. Okumadan önce Karacabey’deki değerli okuyucularımızdan özür diliyorum; şahsıma yıllardır aklına geldikçe yalan ve iftiralarla saldıran bu adamı muhatap kabul ederek, ilk kez cevap verdiğim için… Bağışlayın lütfen ve namuslu insanların, namussuzlardan daha fazla sesini duyurmasını isteyen merhum Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün sözünü hatırlayın.

Gelelim iftiralarla mücadeleye… İbrahim Bursalı denen kişi, Ali Bursalı’dan sonra Meltem Gazetesi’nin üçüncü sahibiydi. Şimdi gazetede ve matbaada adı sanı geçmeyen bu zat-ı muhterem sağdıcımdı üstelik… 40 yıl boyunca Bursalı ailesinde nelerin yaşandığını en iyi bilenlerden birisiyim. Onun adını taşıyan birçok yazıyı da kaleme aldığıma şimdi pişmanlık duymakta haklıyım sanırım.

40 yıllık bu yalancı dostluğun içerisinde hiçbir zaman yalana, dolana tenezzül etmedim. Kimsenin parasında, malında, mülkünde, namusunda da gözüm olmadı. Özel sektör deneyimime rağmen, ailenin en küçük evladı olarak, anne ve babaya bakma yükümlülüğümü yerine getirmek amacıyla, o yıllarda (1978) devlet memurluğuna geçmek zorunda kaldım. Özel sektörde iken (CE-SA  A.Ş. ve SÜTAŞ A.Ş. gibi 1970’li yıllarda yeni kurulan ve büyüyen anonim şirketlerde görev aldım) bir yandan çalışıyor, bir yandan da üniversite öğrenimimi devam ettirmek için uğraşıyordum. O yıllarda Karacabey’de CHP gençlik kolu başkanlığını önce il ataması ile sonra kongre yaparak ve seçimle pekiştirerek yürüttüm. Karacabey’de sağ-sol çatışmasını Sadettin Biltekin ile yakın diyalogumuz sonunda engelleyecek tavırlar aldık. Ülkü Ocakları eski İlçe Başkanı Saadettin Biltekin ile dostluğumuz her zaman üst düzeyde sürmüştür. Belki de o yıllarda ülkedeki ilk konsensüs bizimki olmuştur. Başarılı ve verimli bir uzlaşmaydı. Gençlerin maceraya, kanlı kavgalara sürüklenmesini önlemek için yoğun çaba ve sıkı denetimler sergiledik. Ancak, askerde olduğum yıllarda duyduğum bir ölüm olayı ise herkes gibi beni de çok üzdü. Sadettin Bey ile o günleri birbirimize saygı duyarak anarız.

Kirmikirli Celalettin Oğulları Kollektif Şirketi firmasının Sütaş A.Ş.’ne dönüşünü de “ustam” Sadık Yılmaz ve kardeşi değerli ağabeyim ve “ustam” Sayın Sırrı Yılmaz ile birlikte yaşadık.

İ.B. nin iftirası : Sütaş’ın kurucusuymuşum…

Yanıt : Sütaş’ın kurucularının birlikte çalıştığı ilk personel kadrosunda kollektif şirketten benimle birlikte gelen Kadir Arı ve babası Recep Arı, kaşar ustası Mustafa ağabey vardı. Kısa sürede muhasebe bölümüne ayrıca İbrahim Bağış ve Hüseyin Durmuş alındı. Sütaş’ın kuruluş yıllarını ve o dönemdeki mücadeleyi yaşamaktan her zaman onur duyarım. Şirketimin kalıcılığı ve yükselmesi için ben de bir Sadık Yılmaz’dım. Her işimde olduğu gibi özenle ve titizlikle o değerli kuruluşta görev yaptım. Çalışma ve mücadele azmi denilince, halen yine Sadık Yılmaz’ım. Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Sen İ.B., böylesine bir “Kalite Yönetimini” anlayabilecek kapasitede misin?

*******

Rahatım, huzurluyum, yastığa başımı koyunca mutluyum. Çünkü geriye baktığımda doğruluk, dürüstlük ilkelerimden ayrılmadan üstlendiğim her görevi hak, adalet ve yasalar çerçevesinde sonuçlandırdığım için.

İ.B. nin iftirası : Korkak demiş bana şu bilmem neye benzeyen sakalıyla “annesinin –sağdıç annemin – ahını alan” İbrahim Efendi veya kısaca İ. B.

Korkak olsam, Karacabey’de 414 konutlu Yağ Fabrikası İşçileri Konut Yapı Kooperatifi’ni (YFİ KOOP.) Esentepe ve Yeni Mahalle’de (1984  sonu ve 1987 yılları arası) inşa ettirirken, yönetim kurulu başkanı olduğum için önüme geçerek veya ev telefonuyla beni ölümle tehdit edenlerden korkar, başkanlığı bırakıverirdim. Yüce Allah’a hamdolsun ki, hiçbir tehdide pabuç bırakmadan ve tüm zorlukları aşarak yönetim kurulumuzla kenetlenerek, sadece Karacabey’de değil, Türkiye çapında, konut adediyle, inşaat süresiyle ve maliyetiyle “rekor denilen” bir konut projesini gerçekleştirdik, hedefe ulaştık. Hem de müteahhitsiz ve emanet usulü ile.

Çıkarcı olsaydım, (414 adet konutun maliyetini bir düşünün) bugün kaç milyonluk (eski tanımla kaç trilyonluk) servetim olurdu. Emanet usulünü ilk uygulayan kooperatif biz olduk ve bir çığır açtık Karacabey’de. Gerek bizim dönemimizde, gerekse bizden sonraki dönemde konut kooperatifleri de bizim yolumuzda ilerledi. 414 konutu emanet usulü ile ve alnımızın akıyla bitirmemizi sağlayan önce Yüce Allah’a şükrediyorum. Sonra da bizlere güvenen kooperatif üyelerimize yürekten teşekkürler.

Sen bunu da anlayabilir misin İ.B. ?

Gerek memuriyetimde, gerekse özel sektörde ve kooperatif günlerimde gördüğüm sevgi ve saygıyı şu emeklilik dönemimde hiç azalmadan yaşamanın kıvancını ve hazzını duyuyorum. Onurlu ve erdemli yaşamayı her işimde benimseyerek bu yaşa geldim. Toplumda gördüğüm sevgi ve saygı bana her zaman yeter.

Bana korkuyor diyen adama bak hele…

i.B. bil ki, sadece Allah sevgisi ve korkusu yaşıyorum. Senin attığın iftira dolu pisliklerden mi korkacağım, be adam!

Anlatsana insanlara Olay Gazetesi muhabirliğinin neden elinden gittiğini!

Neden, Şaban Önen’in senin hakkında yazdıklarına yalan diyemiyorsun, oryantal cümlelerle kıvırıp, hemen konuyu değiştiriyorsun ve “ne leke atayım da gündemde kalayım ve benden korksunlar “ edasıyla, yalan ve iftira dolu düzmecelerle saldırmaya devam ediyorsun!  Okuyucularımıza Şaban Önen’in “İftiracı Gazetecilik Utandırıyor” başlıklı yazısını bir kez daha okumalarını tavsiye ederim.

Utanır be insan senin iftiralarını atmaya!

Ar damarı olan utanır.

İ.B.’ nin iftirası : Türk Kamu Sen’de görev yapmamı eleştirmiş İ.B. Efendi…

Yanıt: Türk Kamu Sen’e bağlı Büro-Sen Karacabey Temsilciliği’ni 5 yıl süre ile yürüttüm. Memur sendikacılığında ilçede ilk görev alanlardan biriyim. Neden mi  Kamu Sen’i seçtim? O yıllarda, diğer sendikanın ana sözleşmesinde “Halklara kendi dillerinde eğitim ve özgürlük hakkı” yer alıyordu. Ben öyle bir sendikaya girmem ve girmedim. Çoğu insan gibi, Elhamdülillah müslümanım, Atatürkçüyüm, demokratım, cumhuriyetçiyim, laikim, halkçıyım ve milliyetçiyim. Tek millet, tek devlet ve Ne Mutlu Türk’üm diyen herkesle beraberim.

İ.B.’ nin iftirası : DSP İlçe Başkanlığı’nı 2 ayda bırakmışım.

Fren yap İ.B., virajları aşırı gazla geçme.

Müfterisin her attığın çamurda, bu konuda da olduğu gibi.

1999’un Aralık (21.12.1999) ayında yönetim listemizle birlikte atandık ve Mayıs/2000’in sonunda ilçemiz adına zarar getireceğine inandığım bazı baskılara kızdım ve istifa ederek, başkanlığı bıraktım. Ancak, mücadeleyi bırakmadım. Senin gibi hiçbir yerden kovulmadım, matbaacılıktan devşirme gazeteci!

7 aylık görevimin ardından bizim yönetim listemiz 11 yıldır halen iş başında. Var mı, bölgemizde 11 yıla ayak basan başka bir il veya ilçe yönetimi?

DSP’de “neler yaptım, neden bıraktım” konusuna gelince:

Şimdi gözlerin dahil tüm deliklerini aç ve beni iyi dinle İ.B. :

Taşlık Köyü İlköğretim Okulu hangi dönemde kimin ve kimlerin gayreti ile oldu? Değerli kardeşim Köy Muhtarı Ersin Kaçar’a bir zahmet sor ve sonra da Faik Yıldız, Davut Çelebi, Nedim Güneş ve şimdi ki DSP İlçe Başkanı Nuri Uzel’e bir sor. Ya da, “okullar için bana gelmeyin, gidin, Sedat Bey’e teşekkür edin.” diyen DSP eski İl Başkanı Erdem Baydaroğlu’na sor. Bursa İl Milli Eğitim eski müdürü Engin Bey’e sor. Ayrıca, Türkiye çapında İMKB’nin bağışladığı ortaöğretim kurumlarından birinin “Karacabey şartıyla” ilçemize nasıl yönlendirildiğini yine Engin Bey’e sorabilirsin. Karacabey ve Karacabey’de yaşayan insanlar için ne yapabildiysem ekip arkadaşlarımla; saygıdeğer halkımıza helal olsun.

İktidar olup da, ilçesine bir şey kazandırmayanlardan olmadım. Allah’ın izniyle işime muktedir olmayı bilirim. Her iki okulu Karacabey’e kazandırmamıza büyük desteği olan iki büyüğümden birinin ismini Yüce Allah’ın rahmetine kavuştuğu için verebilirim. Hey İ.B., açıklayayım da şaşkınlıktan gözlerin fal taşı gibi açılsın: Milli Eğitim camiasının duayen ismi merhum Müsteşar sayın Bener Cordan…

Diğer ismi ise hayatta olduğu için açıklayamıyorum, ancak ilçemize ve bizlere bu iyiliği yapan kişiyi de bir fırsatını bulup, yıllar sonra Faik Yıldız, Davut Çelebi ve Nuri Uzel ile tanıştırdım.

Partinin ilçe başkanlığından istifama gelince…

DSP’de o aylarda KOTİYAK ve Has Tavuk olayı karşımıza çıktı. Her ikisi için su ve hava kirliliği ihtimalini göz önüne alarak, şahsım ve yönetim kurulumuzla gelişmelere ve siyasi baskılara karşı çıktık. Baskıların artmasını engellemek, baskıların artması üzerine de Karacabey’e zarar vereceğine inandığımız bu tesisleri engellemek amacıyla “protesto” anlamlı istifamı verdim. Sonra ne mi oldu? Benden sonra da, saygı duyduğum yönetici arkadaşlarım ne KOTİYAK’a, ne de Has Tavuk’un Çatrık Mevkii’nde entegre tesis kurmasına izin vermedi. Hatırlanacağı gibi, Nestle firması başta olmak üzere bir çok gıda sanayi kuruluşu da bu gelişmelere karşı çıkmışlardı.

İ.B.’nin iftirası : Her gördüğü mikrofona atlıyor, demiş zavallı adam.

Yanıt: Yeteneklerimi ve başarımı önce Yüce Yaratıcı’ya borçluyum. Yıllar önce ANAP’ın tek parti iktidarı döneminde ilçemizdeki atık su arıtma tesisi açılış törenine (devlet memuru olmama rağmen) beni çağırdılar ve Devlet Bakanı Sayın Hüsnü Doğan’ın katıldığı bu törende sunumu yerine getirdim. AKP döneminde de Sayın Faruk Çelik’in de katıldığı, Ömer ve Ulviye Matlı İlköğretim Okulu’nun ek bina temel atma törenine çağrıldım ve yine sunumu gerçekleştirdim.

Görev verilir İ.B., kimseden istenmez.

Sadece davet edildiğim ve sunumunu yapmamı istenen programları gerçekleştirdim. Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün töreninde kovulduğum ise tamamen yine iftira! Yenisarıbey Köyü’ndeki OKSB etkinliğinde sonuna kadar programın sunumunu tamamladım ve eski Bursa Valisi Sayın Oğuz Kağan Köksal ve Tarım Bakanı arasındaki söz trafiğini sadece ben yaşadım. Sayın Oğuz Kağan Köksal halen Emniyet Genel Müdürü. İstersen, Ankara’ya birlikte gider, kendisini ziyaret eder ve yaşadıklarımızı birer birer öğrenebilirsin. Ne yazık ki, attığın iftiradan utanmak zorunda kalacaksın.

Davet edildiğim etkinliklerde sunuculuğu üstlenmem istendiğinde hiçbir zaman “hayır” demedim; çünkü, bu işi de “topluma bir hizmet olarak” kabul ediyorum. Yıllardır Leylek Şenlikleri, Bursa Damızlık İnek Yarışmaları ve Bakır Köyü Bahar Şenlikleri gibi yüzlerce etkinlikte sunum yaptım. Kötü mü yaptım dostlar?

***

Şaban Önen’in senin için söylediklerini (kendini kurnaz sanıyorsun ya) bir güzel çevirip, bana ve Şaban Önen’e iftira atmışsın. Pes be adam, bu ne vurdumduymazlık!

Hasss dur İ.B.!  Hasss dur.

Seninle ilgili “buzdağının”, seni bilmeyenlere nasıl görünmesini istiyorsan o kısmını anlatmışsın ve buzdağının her tarafının iftiralarla dolu olduğunu aklınca (!) gözden kaçırmaya çalışmışsın… Merak etme, yaşı bizimkine yakın olan ve Karacabey’de o yılları yaşayan her insan buzdağının alt kısmını da tahmin edebiliyor.

İki defa yayınladığın o iftira dolu yazının sonunu da şöyle bitirmişsin: (“Aynı günde birilerine yalakalık olsun diye, iki gazete çıkardığımı söylerler. Gazetelerin ortada olduğunu, birilerine yalakalık yapıldığını ima eden tek sözcük bile gösteremeyenlerin şerefsiz duruma düşeceğini anlamazlar.” )

Sıkı dur, yine gözlerini dört aç ve şerefsiz nasıl olunurmuş belgesiyle bu gazetedeki bir haberde ibretle izle. Gazetenin ilk baskısın toplatırken(!), nasıl olduysa iyi toplayamamış olacaklar ki, Allah’a şükür iki farklı Meltem baskısı elimize geçiverdi

Kelime oyununu bırak, sana sözcük değil, senin gazeteni göstereceğiz! Meltem Gazetesi’nin aynı tarihte yayınlanan iki gazetesinden birinde değişen tek haber var o da İ.B. nin son yıllarda kol kola gezdiği eski AKP İlçe Başkanı Halit Türkkan’ın haberi. Türkkan’ın haberi çıkarılmış yerine başka bir haber monte edilmiş. Geriye kalan haberlerin tümü yeniden basılmış. Çünkü Türkkan’ın haberinin çıktığı o günlerde Belediye Başkanı Sayın Ergün Koç DP’den, AKP’ye geçmişti. Buyurun, İ.B. nin “şerefsizlik” dediği belgeyi gazetemizde sizlerde görün.

******

İ.B. Efendi, bir de benim boyumun kısalığını ima etmek istiyor. Bana kısa diyene bak! Benim boyum 1.67 cm. Seninkini açıkla İ.B.! Millet seni uzun boylu adam mı görecek sanıyorsun, alçak boylu bir adam olduğunu hemen yaz… Benden ne kadar uzun boyluymuşsun insanlarımız öğrensin ya…

Benim bir hiç uğruna vurulmamdan ve ölümden dönmemden de memnun olmuş olacak ki, İ.B. Efendi, yüzümdeki yara izinden de utanmadan söz edebiliyor. Mahkeme kararları ve soruşturma belgelerinin tümü elimde. Yargı kararını vermiş, her şey bitmiş, konuşulmaması gereken bir olaydır artık… Allah kimseye öyle bir talihsizlik yaşatmasın!

Bir konuyu da  siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum: Yıllar önce İbrahim Bursalı’yı bıçakladıkları gün, yine böylesine aramızda kırgınlık olmasına rağmen evine giderek, kendisine “geçmiş olsun” ziyaretinde bulunmuştum. Ben ne yapmışım, o bana hangi iftiraları atıyor!

Anlayanlar için söylüyorum; işte farkımız!

*****

İ.B.’nin iftirası : Dosya yok etmişim…

Yanıt: Benimle çalışan iş arkadaşlarım iyi bilirler ki, hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlüğe izin vermedim. Bana bir dosyayı zamanaşımına uğrattığım için iftira atanlar şerefsizdir! Dostlar, bilirsiniz ki, kamu kurumundaki işlerde devamlılık esastır. Anlatılanın tam tersine, benden önceki dönemde zamanaşımlı bir dosyayı kurtardım ve devletime gelir getirecek pozisyonu kazandırdıysam bu bir kamu görevlisi olarak, benim için onurdur, erdemdir, başarıdır. (Emekli Vergi Dairesi Müdürümüz Sayın Cengiz Erken ve halen görevde bulunan Tahakkuk Şefi Mehmet Tapınç kardeşim bu olayı iyi hatırlayacaktır.) Memuriyetimde yasal sürelerde verilen tüm başarı puanlarına sahip oldum. Üniversiteyi de 3. sınıftan sonra ara verdim, askerliğimi er olarak yaptım ve 39 yaşında tekrar üniversite sınavına girerek AÜ’de 4 yıllık işletme Fakültesi’ne kayıt oldum. Bu 4 yılı hiç kayıpsız, yüksek puanlarla bitirdim. Kısacası 3. sınıfa kadar okuduğum ve bazı 3. sınıf derslerini geçtiğim halde, Bursa İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’nden kendi isteğimle ayrıldım ve yıllar sonra (YFİ KOOP. inşaatını tamamladıktan sonra vakit bulabildim) sil baştan İşletme Fakültesi’ni bitirdim. Askerliğimi er olarak yapmaktan hiç pişman olmadım. Vatani görevimde de başarılı çalışmamdan dolayı epeyce rahat yaşadım. Takdirle karşılanarak görev yaptığım TSK’ya yine şükranlarımı sunarım.

******

İ.B., sen ne dersen de, hangi iftirayı atarsan at, bizim yolumuz doğruluk, dürüstlük, hak, adalet,  onurlu ve erdemli yaşamaktan geçer. Hz. Mevlana’nın dediği gibi “Köpeklerin dudağı değdi diye deniz kirlenmez.” ilkesiyle hareket ederek, her engeli aşan ve topluma faydalı hizmetler verenlere ne mutlu.

56 yıl boyunca geriye baktığımda tüm işlerimde gerek ailemden aldığım eğitim, gerekse kendimi yetiştirmenin de onuruyla, pişmanlık duyacağım hiçbir şey yapmadım.  Çünkü yalan, dolan, rüşvet, başkalarına iftira atma paranoyası, sahtekarlık nedir bilmedim. Anne ve baba ahı almadım, tam tersine benim için söyledikleri hayır ve dualarını Allah kabul etsin.

Senin gibi, annesinin “hakkını helal etmediği” bir evlat olmadım.

Sevgili okuyucularımız, iftiralara cevap vermiş olmama rağmen bazı cümlelerde malum kişinin seviyesine düştüm ise sizlerden özür diliyorum. Kendisi sanıyorum kulaktan dolma ve hepsini iftiraya çevirme taktiği ile “çamur at,izi kalsın” anlayışıyla hakkımda yalan ve iftiralarını sıralamayı sürdürecektir. Okuyucularımız bilsin ki, yalnızca bir kez bu iftiralara yanıt vermiş oldum. Bir daha malum kişiyi muhatap bile almamızın doğru olmayacağını bilen biriyim.

Bu güzel ülke için, Karacabey için, Karacabey’de yaşayan her insanımız için 56 yaşında bir kardeşiniz olarak, sizlere “seve seve” hizmetin en iyisini yapmaya “devam” diyorum. İster yazılarımla, ister sunuculuğumla!

“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” hadisini unutmadan…

Sevgi, saygı ve esenlik dileklerimle.

Leave a Reply