Browse > Home / Yazar, Şaban Yalazı / 1910’LU YILLARDA KARACABEY – 3

| Subcribe via RSS

1910’LU YILLARDA KARACABEY – 3

Mayıs 19th, 2017 Posted in Yazar, Şaban Yalazı

saban-yalazi

Şaban Yalazı / Köşe Yazısı

Mektepler (Okullar):

Muallimler (Öğretmenler): Sekiz dokuz ay önce iptidai mekteplerin (ilkokulların) birisinde Muallim-i Evvel (kıdemli öğretmen) ve Muallim-i Sani arasında cereyan eden vukuatı hikaye edeyim. Bulgarların Çatalca’ya geldiği, İslam milletini üzüntülerin sardığı bir sırada, Bursa Öğretmen Okulu’ndan mezun Muallim-i Sani bir efendi, talebeye (öğrencilere) vatana dört elle sarılmak lazım geldiğini anlatır.

Büyük edip Kemal Bey’in şiirlerinden birkaç parça da tahtaya yazdırır. Zihinlere vatan sevgisini işlemeye çalışır. Kabahati bu. Muallim-i Evvel Efendi derhal hiddete gelerek: “Böyle şiirlerle, beyitlerle, şarkılarla çocukların fikrini zehirliyorsun. Burası İbtidai mekteptir. Böyle şeyler okutma.” der. Muallim-i Sani’den intikam almaya kurar. Muallim-i Evvel Efendi tarafından atıcılığı talim eden ve taş atmada mahir bulunan afacan çocuklar, Muallim-i Sani’yi bir gün mükemmel taşlarlar. Bunun üzerine Kaymakama şikayet olunur. Ne ise neticede Muallim-i Evvel azlolunur. Muallim-i Sani bendenizi gördü. Vukuu hali (olayı) anlattı. Fazla olarak şu ifadede bulundu: “A birader! Ben memleketi, anamı, babamı terk ettim. Burada 200 kuruşa hizmet ediyordum. Kahveci çıraklığı etsem ustamın vereceği yevmiyeden elime 100 kuruş fazla geçecektir. 200 kuruş ile nasıl geçindiğimi Allah bilir. Allah korusun, milli onur düşüncesiyle vatan evladını cehaletten kurtarmak kaygısıyla burada bu kadar en iyi şekilde hizmet ediyorum. Az çok çocukların fikirlerini uyandırıp biz de diğer mektepler gibi yaşayalım arzusunu izhar ettim. Fakat, nihayet taşlanmaya mecbur oldum.”

Ders programları ve kitaplar:

Bu sene Rüşdiye Mektebi’nin (Ortaokulun) genel imtihanında bulundum. Çocukları tahsil hususunda zayıf gördüm. Bunun muallimlerin sık sık değişmesinden, güzel, esaslı bir program takip edilmemesinden ileri geldiği anlaşıldı. Hele mektep kitaplarının sık sık her sene değişmesi, mektep kitaplarının pahalı olması talebenin artması değil, bilakis azalmasına neden oluyor. Bir gün esnaftan biriyle konuştum. Bakın ne dedi:

- Efendi, benim oğlum mektepte idi. Şimdi çıkardım. Bu kadar okuduğu elverir. Sanata verdim. Kitapların pahalılığından başka senede iki çocuk için yüz, yüz yirmi kuruş kadar kitap parası benim gibi adam veremez. Ben de çocuğumu bunun için aldım, sanata verdim. Elifi okuyacak kadar tahsili var, yeter. Küçücük bir kitap 5 kuruşa. Buna göre kıyasla.

Köy mektepleri:

Köylerde mektepleri birkaç kısma taksim etmelidir. Önce hükümetin nezaret ve kontrolünde bulunan, daha doğrusu idaresi hükümete ait bulunan mektepler ki: mesela Karacabey kazasının 80-90 köyü olduğu halde mektep denilmeye layık büyük iki, üç mektebi çıkmaz. Bunların tahsili de köy çocuklarının keyfine kalmış mesaiyle. Tahsil galiba kışın oluyor. Yazın talebe efendi davar otlatmaya, keçileri sürmeye, velhasıl mektepten kaçmanın kolayı ne ise o gibi sebeplere yelteneceğinden köy mekteplerinde ne gibi tahsil, ne gibi hoca bulunduğunu murakabe edecek, kontrol altına alacak kimseler bulunmadığından mektepten doğal olarak istifade edilemiyor. Mosturası meydanda, ekseriyet böyle.

Muallimlerin maaşları 150’den 250’ye kadar. 150 kuruş maaşlı Akçasığırlık kazası muallimiyle görüştüm. Halinden şikayet etti:

- Efendi! Ben geçinmeyi mi düşüneyim, yoksa çocukları okutmayı mı? Köylü ‘senin hükümetten maaşın var’ diyerek bana zahire ve saire vermiyor. ‘Aylığın olmasa idi sana bakmak lazım gelirdi’ diyorlar.

- Köyde nikah, cenaze vesaire gibi vukuat zuhur edince sana müracaat ederler mi? Köyde namazı sen kıldırmıyor musun?

- Hayır, bu gibi vazife yapacak hocaya aittir. O cihetlerden fayda yok. Geçinmem sırf 150’ye münhasır kalıyor.

Köy hocaları çocukları kontrol altına alamıyorlar. Çünkü okuttuğu çocuğun babası hocanın da velinimetidir. Zahiresiz kalırsa zahire verir. Parası biterse para verir. Velhasıl efendisidir. ‘Artık sen tut da çocuğa ne için devam etmiyorsun?’ de. Şimdi seni döverim de de çocuğu döv. Ne haddine! Ertesi gün kıyamet kopar.

İkinci kısım mekteplerin ne halde olacağını artık siz tasavvur edin. Kasvetli, kapalı, karanlık bir mektep.  Beş on çocuk, muallimi var. Muallim aynı zamanda köyün hocası. Acaba bu köy hocası hakikaten hoca mı? Burası meçhul. Olur ya, falan işe dair bir alem ve haber aramak lazım gelir. Jandarma veya tahsildar tabiidir ki köyün en mümtazı, en malumatlısı köy hocası olacak. Zavallı bilmiyor ne yazsın.  İşte buna benzer şeyler.

Tabii bu ahvalden kulağı delik azıcık okumuş bir köylü de memnun değildir. Ne yapsın. Emir vukuu karşısında!  Köyleri kontrol altına almalı.  Bu biçareler vergi versinler, a’şar versinler, maarifiye versinler de ne için adamakıllı bir mektepleri olmasın. Ne için çocukları eğitim nimetinden mahrum kalsın. Hükümet bütün köy hoca ve muallimlerini elinden geçirdiği imtihandan geçirip, imtihanda muvaffak olanlara ehliyetname vermelidir.

Leave a Reply


2 × altı =